Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Dile kolay, tam 150 saat! Crimson Desert’ın devasa dünyasında geçirdiğim bu sürenin ardından ana hikayeyi anca bitirebildim. Peşin peşin söyleyeyim: Bu oyun öyle akşamdan akşama bir iki saat girip kafa dağıtacağınız, “casual” oyunculara hitap eden bir yapım değil. Karşımızda kelimenin tam anlamıyla “tek başınıza oynadığınız bir devasa çevrimiçi rol yapma oyunu (MMORPG)” duruyor. Grind (sürekli aynı şeyleri yaparak karakter geliştirme) süreci inanılmaz yoğun ve adeta dipsiz bir kuyu gibi. Öyle ki, her sabah uyandığımda oyuna girme isteğiyle yanıp tutuştum. Kimi zaman beni çileden çıkarıp klavyeyi fareyi bıraktıracak noktaya getirse de, Pearl Abyss’in burada yarattığı vizyona saygı duymamak elde değil. Hayatımda daha önce böyle bir şey oynamadım ve büyük ihtimalle siz de oynamadınız.

image-160-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Pearl Abyss, inceleme ambargosu gereği Dördüncü Perde’den (Act 4) sonrasına dair hikaye detayı vermememi rica etti. Bu yüzden önceden yayınlanan fragmanlar ve sunumlar haricindeki hiçbir karakter, mekan veya olay örgüsünden bahsetmeyeceğim. Zaten Crimson Desert’ın asıl büyüsü size sunduğu o uçsuz bucaksız keşif özgürlüğünde yatıyor; bu büyüyü kendi ellerimle bozmak istemem.

Göz Alıcı Bir Dünyanın Arkasındaki Çatlaklar

Gelin önce işin teknik ve görsel kısmından başlayalım. Crimson Desert tam anlamıyla bir mühendislik harikası. Oyunun geçtiği “Pywel” evreni, bugüne kadar gördüğüm en sürükleyici ve nefes kesici açık dünyalardan biri. Ormanın derinliklerindeki derelerde suyun akışı, ay ışığının ağaç yaprakları arasından süzülüşü veya yağmur damlalarının ana karakterimiz Kliff’in yıpranmış zırhına çarpışı tek kelimeyle muazzam. Sırf kelebek kovalayıp manzarayı izlemek için ormanlarda onlarca saat harcadım. Rüzgarın şiddetiyle ağaçların beşik gibi sallandığı fırtınalı anlarda bir köşeye çekilip doğanın tadını çıkarmak bambaşka bir his (Evet, oyun motoru rüzgarı o kadar gerçekçi işliyor ki her şey sürekli sallanıyor). Ancak oyun dünyasında da hayatta olduğu gibi dış güzellik her şey demek değil. Bu şatafatlı vitrinin arkasına baktığınızda Crimson Desert’ın ciddi tasarımsal kusurları olduğunu görüyorsunuz.

image-161-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Oyunda Kliff adında, biraz The Witcher’daki Geralt’ı andıran bir karakteri yönetiyoruz. NPC’ler gelip ona “Dünyanın sonu geliyor, hepimiz öleceğiz!” derken o sadece homurdanıp “Hı hı, aynen” gibi tepkiler veren, pek oralı olmayan bir tip. Ama bana sorarsanız Kliff, bu karanlık ve acımasız orta çağ dünyasına barış, huzur ve sevgi getirmek için ‘Hiçlik’ten (Abyss) gönderilmiş bir melek adeta. Şunu baştan belirteyim: Bu oyun safkan bir RYO (Rol Yapma Oyunu) değil. Hikayenin gidişatını değiştirecek zorlu ahlaki seçimler yapmıyor veya peşinden koşacağınız büyücü hanımefendiler aramıyorsunuz. Siz sadece elindeki kılıcı çok sert savurabilen, herkesin kankası olmak istediği güçlü ve havalı bir abisiniz. Açıkçası bu basitlik beni pek rahatsız etmedi; bazen insan sadece dünyayı kurtaran bir “badass” olmak istiyor.

image-162-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Ne var ki, Kliff çoğu zaman iddia ettiği o havalı savaşçı gibi hissettirmiyor. Bazen 18 tekerlekli bir tır gibi hantal hareket ediyor, staminası (dayanıklılık) saniyesinde tükeniyor, boss savaşlarında ayakta kalabilmek için adeta 40 fırın ekmek (veya 48 inek) yemesi gerekiyor ve en kötüsü, “envanter yönetimi” diye bir kavramdan haberi yok. Pywel dünyası, The Witcher 3 veya Red Dead Redemption 2 gibi açık dünya tasarımı konusunda bir başyapıt değil (görsel olarak onlardan daha iyi olsa da). Dediğim gibi, burası tek kişilik bir MMO. Bu da demek oluyor ki, amansız bir grind süreci ve aniden fırlayan dengesiz bir zorluk eğrisi sizi bekliyor. Oyunun bazı noktaları o kadar sinir bozucuydu ki, kaç kere masadan kalkıp derin nefes almak zorunda kaldığımı unuttum.

Konuşacak çok şey var, lafı daha fazla uzatmadan işin iyi yanlarıyla başlayalım.

Yaşayan ve Nefes Alan Bir Dünya: Pywel

Pearl Abyss’in kendi geliştirdiği BlackSpace oyun motoru harikalar yaratmış. Daha önce hiçbir video oyununda böyle bir dünya ile karşılaşmadım. İlerleyen yıllarda bu teknoloji sektör standardı haline gelse bile, Crimson Desert’ın bu işin öncüsü olduğunu her zaman hatırlayacağım. Oyunun başlarında bir derenin kenarında ağaç kesiyordum. Kestiğim odunlar suya düştü, akıntıya kapıldı ve onları takip ettiğimde daha büyük bir gölete ulaşıp oradaki kalın sazlıklara takıldıklarını gördüm. İşte Crimson Desert’ı “yaşayan” bir dünya yapan şey tam olarak bu küçük ama inanılmaz detaylar.

image-163-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Dünya o kadar güzel ve içine çekici ki, sadece haritada amaçsızca dolaşmak bile saf bir keyif veriyor. Yemyeşil tepeleri, uçsuz bucaksız çölleri aştım; devasa ağaçların olduğu ve dans eden mantar yaratıkların yaşadığı derin ormanları keşfettim. Büyülü yetenekleri olan çocukların yaşadığı gizli köyler buldum ve hırçın dalgaların dövdüğü uçurumlara tırmandım. Korsanlardan tutun da makinelere kadar Pywel’in birbirinden tuhaf sakinleriyle tanıştım. Anlayacağınız, bu dünyada keşfedilecek şeylerin sınırı yok.

Bana yıllar önce Skyrim’i ilk oynadığımda hissettiğim o “merak ve keşif” duygusunu yeniden yaşattı. Hiç beklemediğiniz yerlerden inanılmaz sırlar çıkabiliyor. Dünyanın büyülü ve epik yapısına tezat olarak, birinin bacasını temizlemek veya kaybolan koyunları bulmak gibi sizi o dünyanın sıradan bir vatandaşı gibi hissettiren bir sürü gündelik görev de var. Hikaye zamanla dallanıp budaklanıp destansı bir hal alsa da, oyun sizi Pywel evrenine halkın içinden, yavaş yavaş ve sindirerek sokuyor.

image-164-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Müziklere de ayrı bir parantez açmam lazım. Dinamik bir müzik sistemi var; dünyada nerede olduğunuza ve ne yaptığınıza göre anında değişiyor. Özellikle yemek yaparken çalan o tatlı melodiye bayıldım!

Hava durumu efektleri sadece görsellikten ibaret değil, oynanışa doğrudan etki ediyor. Karanlık ve fırtınalı bir gecede, gölgelere saklanıp düşmanlarınızı gizlice indirebiliyorsunuz. Ayrıca hava şartları hayatta kalma mekaniklerini de tetikliyor. Kuzeyin dondurucu soğuklarında kalın giyinmezseniz staminanız çok daha yavaş doluyor; çölde ise hafif kıyafetler seçmezseniz karakteriniz aşırı ısınmadan dolayı hasar alıyor.

Eminim birileri çıkıp Crimson Desert’ta hızlı seviye atlamak için “en iyi rotaları” falan bulacaktır ama benim size tavsiyem: Oyunu tamamen kendi hızınızda oynayın. Bu oyunun asıl sihri, dünyayı kendi yöntemlerinizle keşfetmekte yatıyor. Gidin o dağa tırmanın ve Pywel’in muazzam manzarasına yukarıdan bir bakın.

Tokat Gibi Çarpan, Tatmin Edici Savaş Sistemi

Crimson Desert’ın savaş (combat) mekanikleri tek kelimeyle muazzam. Açık konuşayım, eğer dövüşmek bu kadar eğlenceli olmasaydı, hikayedeki o sinir bozucu kısımlara asla katlanamazdım. Ben oyunu tamamen Kliff’in klasik stili olan kılıç ve kalkan ikilisiyle oynadım. “Force Palm” adındaki o havalı büyü yeteneğinden tutun da, düşmanlara uçan tekme atıp onları uçurumdan aşağı yuvarlamaya kadar çok geniş bir hareket havuzu var. Kombolara eliniz alıştığı an savaşlar adeta bir dansa dönüşüyor. Abartmıyorum, bugüne kadar bir açık dünya oyununda gördüğüm en akıcı ve en tatmin edici savaş sistemi bu. Rakiplerinin yanına bile yaklaşabileceğini sanmıyorum.

Bu hissiyatın en büyük sebebi vuruş hissiyatının inanılmaz “tok” olması. Bir haydudun midesine tekmeyi bastığınızda, adam havaya uçup arkadaki kasaları parçalayarak diğer arkadaşlarının üstüne yıkılıyor. İlerledikçe ekipmanlarınıza pasif yetenekler eklemeye başlıyorsunuz; mesela düşmanların üstüne karga sürüsü salabiliyor veya onları dümdüz etmesi için devasa bir hayalet şövalye çağırabiliyorsunuz. Üstelik bunlar sadece tek bir silah türü için geçerli. Oyunda mızrak, teber, gürz, tabanca, roketatar, misket tüfeği gibi envaiçeşit silah var.

Düşman çeşitliliği de takdire şayan. Boss savaşları zaman zaman dengesiz hissettirse de (buna birazdan değineceğim), oyunun üzerinize fırlattığı farklı düşman tiplerinin sayısı beni sürekli şaşırttı. Her bölgenin kendine has haydutları, yerel muhafızları ve boss türleri var. Karlı dağ yollarında huzurla yürürken bir anda kurt sürüsünün saldırısına uğramak oyunun o sürprizli yapısını çok iyi yansıtıyor. Pywel’de bir sonraki adımda karşınıza ne çıkacağını asla bilemiyorsunuz.

Sizi Elinizden Tutmayan Ama Ödüllendiren Bir İlerleme

Oyuncuları ikiye bölecek bir konu: Crimson Desert size ne yapmanız gerektiğini veya nereye gitmeniz gerektiğini asla açık açık söylemiyor. Ben kişisel olarak bu durumdan çok keyif aldım çünkü maceranın gerçekten “bana ait” olduğunu hissettirdi. Bazı yerlerde takılıp sinir krizi geçirsem de, bir şeyleri kendi başıma çözmenin verdiği o tatmin duygusu her şeye bedeldi.

Pearl Abyss’in Black Desert ile edindiği MMO tecrübesi burada çok net hissediliyor. Klasik RYO’lardaki gibi “şu kadar XP (deneyim puanı) kas, seviye atla” mantığı yok. Sistem tamamen keşfetmeye ve dünyanın sunduklarını değerlendirmeye dayalı. Gezerken boss kesiyorsunuz, o bosslardan “çekirdek (core)” düşüyor, bu çekirdekleri silahınıza takıp yeni yetenekler kazanıyorsunuz. Veya “Sealed Abyss Artifacts” (Mühürlü Hiçlik Eserleri) bulup oradaki zorlukları aşarak daha fazla çekirdek elde ediyorsunuz. Sistem sürekli bu döngü etrafında işliyor.

image-166-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Bir de Kliff’in liderliğini üstlendiği, bir nevi ana üssümüz olan “Greymane Camp” (Bozkurt Kampı) mekaniği var. Görevleri yaptıkça ve dünyadaki diğer Greymane üyelerini buldukça kampınız büyüyor; çiftlikler kuruluyor, yeni vatandaşlar katılıyor ve ihtiyacınız olan tüm satıcılar oraya toplanıyor. Kamp dekorasyon sisteminde şu an eşyaların kaybolması gibi bazı can sıkıcı buglar (hatalar) var ama birkaç güncellemeyle toparlanırsa, oyunda yüzlerce saat geçirmek için başlı başına bir sebep haline gelebilir.

Gelelim işin can sıkan kısımlarına. Şunu unutmayın; bahsettiğim bu sorunların birçoğu çıkış gününde veya ilerleyen yamalarla çözülebilecek şeyler.

Kanser Eden Envanter Sistemi

Oyunda depo veya sandık (storage chest) diye bir şey YOK. Pearl Abyss bunların ileride ekleneceğini söyledi ama şu anki sürümde (yani sizin çıkışta oynayacağınız versiyonda) o kadar silahı, zırhı ve eşyayı koyabileceğiniz bir deponuz bulunmuyor. Bu tasarım kararının mantığını zerre kadar anlayabilmiş değilim. Yüzlerce farklı eşya ve kaynağın olduğu bir oyundan bahsediyoruz. Bulduğunuz o eşsiz (rare) kılıcı veya Kliff’i doyurmak için topladığınız lahanaları koyabileceğiniz hiçbir yer yok. Böyle temel bir özellik nasıl atlanır akıl alır gibi değil.

image-167-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Oyundaki çoğu boss, görünüşleri harika olan ve ileride kullanmak isteyebileceğiniz benzersiz ekipmanlar düşürüyor. Ama deponuz olmadığı için bunları sürekli üstünüzde, çantanızda taşımak zorundasınız. Oyunda bir ağırlık limiti (encumbrance) yok ancak sahip olduğunuz slot (envanter gözü) sayısı kısıtlı.

Oyunda ilerledikçe bu sorun bir nebze çözülüyor, örneğin ben oyunu bitirdiğimde 200’den fazla envanter slotum vardı. Ancak oyuna yeni başlayanların çanta doluluğu yüzünden saç baş yolacağına eminim.

Boss Savaşlarında Denge Sorunu

Crimson Desert’ın boss savaşlarında kelimenin tam anlamıyla saç baş yoldum. Yanlış anlaşılmasın, zor oldukları için değil; haksız ve adaletsiz hissettirdikleri için. Elden Ring’i defalarca bitirmiş, saatlerce aynı boss’ta takılıp o mekanikleri yutmuş biriyim ama inanın bana Elden Ring’in en zorlu savaşı bile Crimson Desert’taki bazı anlar kadar sinir bozucu değildi. Özellikle oyunun başlarındaki ve hikayenin en sonundaki ana bosslar tam bir kabus.

Daha ön inceleme sürümlerinden beri bu konudaki endişelerimi dile getiriyordum. Defalarca fragmanlarda gösterilen o meşhur “Staglord” (Geyik Kral) savaşında, Kliff resmen bir pinpon topu gibi oradan oraya fırlatılıyor ve karşılık verme şansınız neredeyse hiç olmuyor. Bazen blok yapmak, savuşturmak (parry) veya kaçınmak (dodge) fiziksel olarak imkansız hale geliyor. Saniyeler önce 30 tane haydudu tereyağından kıl çeker gibi kesen o yenilmez savaşçı, bir anda bez bebek gibi yerlerde sürükleniyor.

image-168-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Bu durum oyunun o bütünleyici atmosferini (immersion) fena halde bozuyor. 150 saatlik oyun sürem boyunca oyundaki 76 boss’un 30’unu kesmeyi başardım ve günün sonunda galip gelsem de, bu zaferler bana pek “tatmin edici” gelmedi. Elbette hepsi bu kadar kötü değil, arada gerçekten çok keyifli tasarlanmış bosslar da var. Ama özellikle o son bölümdeki savaşlar… (Aman Tanrım!) akıl sağlığımı kaybetmeme ramak kalmıştı.

Oyun sizden rakibin hareketlerini ezberleyip yeteneklerinizi konuşturmanızı beklemiyor. Bunun yerine en iyi taktiğiniz şu: Git bir saat geyik avla, hepsinden “Doyurucu Izgara Et” yap, boss sana vurdukça sürekli et yiyerek hayatta kalmayı umut et. Eğer bir boss savaşındaki tek geçerli tavsiye “sürekli can bas” (heal) ise, orada tasarım anlamında büyük bir sıkıntı var demektir.

Yemek Yeme Zorunluluğu Çileye Dönüşüyor

Oyunda tonla farklı malzemeyle yapılabilen bir sürü yemek tarifi olması harika bir detay ama hayatta kalmak için sürekli çantanızda bir mangal partisi taşıma zorunluluğundan nefret ettim. Satıcılardan yemek alabiliyorsunuz ancak bunların günlük bir limiti var. Yani zorlu bir boss savaşından sonra erzağınızı fullemek için oyun içi birkaç gün beklemeniz gerekiyor. Malzemeleri doğadan toplamak da eziyet, kampımda çiftlik kurmama rağmen bu kıtlık sorunu tam olarak çözülmedi.

Asıl sorun şu: Oyunda ne kadar “pro” olursanız olun, boss savaşlarında illa ki tonla hasar yiyorsunuz. Çünkü bazı saldırılardan kaçmak veya bloklamak teknik olarak mümkün değil. Hasar yediğiniz için daha çok yemeğe ihtiyacınız oluyor, yemek için ya saatlerce tarif grindı yapmanız ya da haritadaki satıcıları tek tek dolaşmanız gerekiyor. Eski usul sağlık iksirlerine (health pot) ne oldu yahu?

Birbirini Tekrar Eden Görev Döngüsü

Crimson Desert’ın bir hikayesi var ama akılda kalıcı olmaktan çok, “oyunu ilerletmek için konulmuş bir araç” hissi veriyor. Kliff dünyayı kurtaracak, evet. Ama bunun için yardım toplaması, kuzeyden gelen şeytani bir güç tarafından dağıtılan Greymane Kampı’nı yeniden inşa etmesi gerekiyor. Ancak o sulu sulu, derin “lore” (evren hikayesi) tamamen menülerin içine saklanmış. Yolda bulduğunuz ‘Bilgi’ (Knowledge) notlarını okumazsanız hikaye bir anda kopuk kopuk gelmeye başlıyor. Hal böyle olunca karakterlere empati kurmak zorlaşıyor.

Görevlerin çoğu o klasik, sıkıcı MMO mantığıyla tasarlanmış: “Şuraya git, şu eşyayı al, diğer köye götür.” Pywel’in beş farklı bölgesinde de bu görev tasarımları aynen tekrarlanıyor. NPC’lerin seslendirmeleri ve motion capture (hareket yakalama) animasyonları ne kadar kaliteli olursa olsun, günün sonunda yaptığınız amelelik hiç değişmiyor. Asıl can sıkıcı nokta ise bu görevleri yapmanın ZORUNLU olması. Çünkü o çok ihtiyacınız olan envanter slotlarını ancak bu amele görevlerini yaparak kazanıyorsunuz. Satıcılardan ufak çantalar alıp 1 slot kazanabilirsiniz ama köylünün saçma sapan bir derdini çözdüğünüzde size 3 slot veriyor.

Elbette araya serpiştirilmiş çok güzel yan görevler de var (az önce bahsettiğim Staglord görevi gibi). Ama bazıları da var ki insanı çileden çıkarıyor. Mesela oyundaki dedektiflik görevlerinden sadece bir tanesini, o da tamamen şans eseri bitirebildim. Farklı ifadeleri dinleyip suçluyu bulmanız gereken diyalog seçenekleri var. Yanlış kişiyi seçtiğinizde oyun sizi başa atıyor ve o uzun diyalogları tekrar tekrar, bıkmadan dinlemek zorunda kalıyorsunuz. Ben almayayım, sağ olun. Bu tarz görevleri görmezden gelmeye devam edeceğim.

Gelelim işin “iyi ve kötüyü” geçip “çirkin”leştiği kısımlara.

Sabır Sınayan Bulmacalar

Bulmacalarla (puzzle) hiçbir derdim yok. İyi tasarlandıklarında kendinizi dünyanın en zeki insanı gibi hissettirirler. Ama Crimson Desert’taki bulmacalar aşırı mantıksız ve gereksiz yere sinir bozucu. Bunun en büyük sebebi, Kliff’in o doğaüstü yeteneklerini kullanırken kontrollerin inanılmaz hantal (clunky) kalması. Eşyaları uzaktan hareket ettirdiğiniz “Axiom Force” kolu veya fiziksel nesneleri birleştirmeye yarayan “Force Palm” var. Bazı bulmacaların tasarımı fena değil ama oyunda bunlardan o kadar çok var ki, bir süre sonra kalite inanılmaz düşüyor.

image-169-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Mesela bir bulmacada yerdeki karolara doğru sırayla basmanız gerekiyor. Yanlış bir karoya basarsanız her şey sıfırlanıyor. Mantığı çok çabuk çözdüm ancak tam doğru yolda ilerlerken Kliff nedense “moonwalk” yaparak yan karoya kaydı ve bulmaca defalarca sıfırlandı. Crimson Desert’ın çoğu mekaniği maalesef böyle. Bir bulmaca parçasını itmeye çalışırken, bir kayaya tırmanırken veya Pywel’in üzerinde süzülen o efsanevi Abyss (Hiçlik) mekanlarında parkur yaparken kontroller yüzünden oyun bir anda eziyete dönüşüyor.

Çoğu oyuncu belli bir süre sonra dayanamayıp bulmacaların çözümlerini internetten aratacaktır ve böylece oyunla yaşadıkları o çatışma hissi ortadan kalkacaktır. Ancak dünyayı tek başına, rehbersiz keşfeden biri olarak söyleyebilirim ki bu bulmacalar oyunda çok kötü açıklanıyor. Eğer her bulmacanın cevabını Google’dan bakmak zorunda kalıyorsanız, oyun tasarımında ciddi bir hata var demektir.

Kliff’in temel hareket kontrolleri de ayrı bir dert. Bir eşyayı yerden almak için ‘X’ tuşuna basıyorsunuz ama aynı tuş zıplamaya da atanmış. Yerdeki bir otu toplamaya çalışırken Kliff’in 2 dakika boyunca olduğu yerde havaya zıplamasını izlemek zorunda kalıyorsunuz. Böyle devasa uzunlukta bir oyunda bu küçük pürüzler üst üste binip büyük bir sinir harbine dönüşüyor.

Zamanınızı Hiç Eden Küçük Can Sıkıntıları

Crimson Desert çoğu zaman oyuncunun vaktine pek saygı duymuyormuş gibi hissettiriyor. Mesela haritaya dağıtılmış “Ödül Avı” (Bounty) görevleri var. Bunlardan güzel para (gümüş) kazanıyorsunuz. Haritada işaretli yere gidip, hedefi paketleyip atınızın arkasına atıyorsunuz ve bölgedeki tek hapishaneye götürüyorsunuz. Ancak hapishane bazen 2-3 kilometre uzakta oluyor ve siz o yolu giderken atın arkasındaki adam aynı 3 cümleyi aralıksız tekrar edip duruyor. Üç tane görevden sonra kafam şiştiği için bu sistemi tamamen bıraktım.

image-170-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Başka bir örnek daha vereyim: Oyunda bir suç işlerseniz, etrafta kimse olmasa bile başınıza ödül konuyor. Bu ödülü (bounty) sıfırlamak için bir kiliseye gidip para ödemeniz lazım. Ancak bazen ne suç işlediğimi bile anlamıyordum. Dövüşün ortasında “lock-on” sistemi (hedefe kilitlenme) sapıtıp rastgele bir köylüye kilitleniyor ve adamın kafasını kesiyorsunuz. Ya da atınızla koştururken yanlışlıkla bir koyuna çarpıyorsunuz ve tebrikler, artık aranan bir suçlusunuz! Oyunun en güçlü yanı olması gereken o “özgür keşif” hissiyatı, bu tarz saçmalıklarla sürekli baltalanıyor.

Oyun şu anki haliyle ciddi “bug” (hata) kaynıyor. Oyunun sonlarına doğru kritik bir görevde, yok edildiğinde sonsuza dek kaybolan önemli bir eşya var. Normalde bunun tekrar “respawn” olması (yeniden doğması) gerekiyor ama bende doğmadı. Hikayedeki o epik an, bir hata yüzünden anlamsız bir grind ve eziyete dönüştü. Bunlar dışında düzgün çalışmayan veya tam olarak istenilen sırayla yapılmadığında bozulan bir sürü görevle karşılaştım. Kendimi bazen Pearl Abyss için bedava oyun test ediyormuşum (QA tester) gibi hissettim. Oyun tam sürüme çıkıp milyonlarca oyuncunun eline geçtiğinde çok daha fazla hatanın gün yüzüne çıkacağı kesin.

image-171-edited Crimson Desert İncelemesi (Spoiler İçermez)

Hakkını yemeyeyim, Pearl Abyss inceleme sürecinde bile sürekli arkadan yamalar yayınlayıp bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordu. Büyük ihtimalle çıkışı takip eden aylarda bu hataların ve can sıkıcı mekaniklerin çoğu yamalarla toparlanacaktır.

Asla Gelmeyen O “Yenilmezlik” Hissi

İnceleme boyunca saydığım onca şeye rağmen, Crimson Desert ile ilgili en büyük hayal kırıklığım şu oldu: Onlarca saat grind yapmanıza, o kadar emek vermenize rağmen oyun size hiçbir zaman o “yenilmez, kudretli savaşçı” fantezisini yaşatmıyor. Hikayenin son bölümü tam anlamıyla bir eziyet; mekanikleri mantıksız, zırhınız ve seviyeniz ne kadar yüksek olursa olsun sizi yerden yere vuran düşmanlarla dolu. Pywel’in o muazzam görsel şölenine ve güzelliğine rağmen, o sıkıcı bulmacalar ve kendini tekrar eden görevler için harcadığım onca saatin karşılığını oyunun sonunda alamamak beni üzdü.

150 saatlik devasa bir Crimson Desert deneyimini iki haftadan kısa bir süreye sığdırdım. Yani sonuca varmadan önce oyunun yoğunluğundan dolayı ciddi bir “burnout” (tükenmişlik) yaşamış ve oyuna karşı gereğinden fazla acımasız yaklaşmış olabilirim. Ama bu yorgunluğu bir kenara bırakırsak, Crimson Desert’ın gerçekten mükemmel yaptığı çok şey var.

Savaş mekanikleri, keşif hissiyatı ve karakter geliştirme süreçleri birinci sınıf bir kalitede. Gelecek olan güncellemeler ve yamalarla bu oyunun kendi türünde bir başyapıta dönüşme potansiyeli çok yüksek. Ancak şu anki haliyle o sinir bozucu elementleri görmezden gelmek imkansız ve acilen cilalanmaya ihtiyacı var.

Crimson Desert, son yıllarda oynadığım en iddialı ve en merak uyandırıcı AAA (yüksek bütçeli) yapımlardan biri. Sadece oyunun bu kadar büyük bir potansiyel barındırırken, temel mekaniklerinde böylesine yapısal kusurlara sahip olmamasını dilerdim. Pywel dünyasındaki maceram şimdilik sona erdi ve sanırım bu oyunu bir süre rafa kaldırıp dinlenmem gerekecek.

Paylaş :